Zamanı Durdurmak – Öykü – Selahattin Anatürk

 Zamanı Durdurmak – Öykü – Selahattin Anatürk

“İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir.” Amelie Filmi

Ne zaman soğukta titreyen bir kedi ile karşılaşsam annem aklıma gelir. Darda kalan birini gördüğüm zaman onun benliğine bürünmek isterim. Kanadı kırık bir kuşun çaresizliği ise İsa’nın çarmıhtaki çilesini yaşatır bana. Çile bitince kızgın çöllere düşerim. Yolumu kaybeder, günlerce gecelerce akreplerin zehrini içerim. Zehir susuzluğumu gidermez. Daha da susatır. Dudaklarımdaki çatlaklardan kan, üzüntü, keder, kibir, irin ırmak olur akar. Her yer vıcık vıcık olur. Aslında çölü balçığa döndüren sizsiniz. Oysa ben zamanı durdurmak istemiştim. Bin bir güçlükle yapmayı başardığım zaman makinamın frekansını siz bozdunuz. Beni kötü prenslerle dansa zorladınız. Ama ben buradan nasıl kurtulacağımı biliyorum. Bunun tılsımı evimin banyosundaki metal kutuda gizli.
Bazen bir bakış, bir gülüş gelir takılır kanatlarınıza işte o an zamanı durdurmak istersiniz. Zamanı durdurmak istediğimiz yerde kendimize çikolatadan ve rengarenk şekerlerden kocaman bir ev yapsak. Kanatlarımız her zamankinden daha uzun ve güçlü olsa. Tüm çiçekleri, balıkları, kuşları, kelebekleri, anneleri, çocukları, kedileri, yıldızları, güneşi, mis kokuları içeriye davet etsek… Orada sadece gülmekten karnımız ağrısa ve sonsuz mutluluk oyunu oynarken terlediğimiz için boğazımız şişse… Pencerelerinden dışarıya baktığımızda uçsuz bucaksız orduların bizi koruduğunu görsek. Bu orduları hiçbir güç yenemese, hiçbir silah öldüremese. Benimle oraya gelir misiniz?
Bunları düşünürken, şehrin tüm seslerini ve kötülüğünü, Eiffel Kulesi’nin demir zırhları ile St. Martin’s Kanalı kendine çekiyor. Kanal yatağını birkaç saate taşıyamayacak kadar kötülükle doldurduğundan, pisliğini Manş Denizi’ne kusuyor. Uyumam gerek ama uyuyamıyorum.
Manavın kibirli sesi, sokağın kaldırımlarına gizlenmiş, gecenin derinliklerini bekliyor ortaya çıkmak için. Bir de yel değirmenlerinin rüzgârda acı acı gıcırdayan davetkar sesini. Karşı apartmandaki Kristal Adam, fırçasını temizliyor, henüz yatmamış. Alkol kokusu tüm apartmandaki dairelerin kapılarını davetsizce teker teker çalıyor. Salonun ışıkları kapalı. Karşısındaki televizyondan yansıyan ışık yeni çizdiği “Sandalda Öğlen Yemeği” tablosuna yansıyor. Tablodaki su içen kız ben olmalıyım. Resmin tam ortasındayım ama bir o kadar da dışarıdayım. Şehrin her bir köşesinde, sokaklarda, çaresiz körlerin her bir uzvunda, kalplerde, tırnaklarda, dudaklarda, bedenlerde, tuvaletlerde alelacele tatmin edilen kadınların zevk çığlıklarında gördüğüm kötülüğü düşünüyorum. Sürekli iyiliğe dair izler arıyorum. Çaresizliğimin ikircikli doğası, betonların içine tıkıştırılmış hayatların eseri.
Aslında her şey neredeyse, bir gün önce bıraktığım haliyle aynı. Para kazanmak için hapishanelerine yetişmek isteyen insanlar, telaşla koşturuyorlar. Kurdukları çalar saatin sesiyle bazen dakika şaşarak apar topar uyanıp, diş macunu yerine ayak kremi sürüyorlar fırçalarına. Değişmeyen düzen. Kopması mümkün olmayan halkalarla birbirine sımsıkı kenetlenmiş hayat zinciri, etrafımızı sarıp sarmalıyor. Bindiğim mavi bisikletin çabucak çikolatadan yaptığım eve doğru yol almasını hayal ediyorum. Kanatlarımın yorulmasını çok istemiyorum. Onunla taşıyacağımı umduğum çok kişi var.
Gözlerinde sevginin şefkatini bulamadan erken kaybettiğim annemi düşünürken, gece geç saatlere kadar ağladığım için sabah alarmın sesiyle uyanamayıp işe geç kalıyorum. Çok geçmeden hayat zincirinin halkalarından birini kırmayı başardığımı fark ediyorum. Gözüm ruhuma huzur verecek birkaç görüntü daha toplayabilirse zincirin halkalarından birkaçını daha kırabilirim belki.
Terasa çıkıyorum, bu kez gerçekten izlemek için. Paramparça olmuş, her bir parçasından ayrı bir hüzün fışkıran vesikalık fotoğrafları, hayatları, insanları. İzlenmediklerini düşündüklerinde neler yaptıklarını. Bir melek gibi, kanatlarımdan aldığım güçle, sakin ve sessizce bir şeyi izlemenin hissettirdiği hazla.
Acaba tanrı da bizi böyle izliyor mu? Tanrı’nın bizi izlemesi ve Notre Dame Kilisesi’nin tepesinden atlayan bir kadının annemin üzerine düşerken onu kocaman elleriyle tutmaması beni hep üzdü. Hiç kimse, hiçbir şeyi, kendi istemiyorsa, başkası mutlu olsun diye yapmamalı. Tanrı bile. Tanrı bu yüzden doğru olanı yaptı. Tanrı annemi öldürdü.
Gerçekten kalpten isterseniz evinizdeki gevşemiş bir banyo fayansının arkasında bir çocuğun yıllar önce saklamış olduğu bir metal kutuyu bulur ve sahibini aramaya karar verirsiniz. Çeşitli maceralar sonrasında kutuyu yaşlanmış olan sahibine teslim edersiniz. Ve işte o zaman isterseniz mavi bisikletimin arkasına binerek, isterseniz uzun kanatlarıma tutunarak çikolatadan ve rengarenk şekerlerden yaptığım eve doğru yol alırız. Unutmayın, orada herkes her şeyi kendi istediği için yapıyor. Tanrının yaptığı gibi.
Sizden bir şey isteyebilir miyim? Başkalarının mutluluğu için uğraşırken kendi mutluluğunuzu unutmayın! Gerçekten hayat zincirinin halkalarını kırmayı başarır, banyo fayansının arkasındaki metal kutuyu bulur, kendi mutluluğunuzu önemseyip benimle yolculuğa çıkmaya hazır hissederseniz ben zamanı durdurmak istediğiniz yerde olacağım. Çünkü insan zamanı durdurmak istediği yere aittir.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın