Vantrolog Oskar – Öykü – Serdar Türkşen

 Vantrolog Oskar – Öykü – Serdar Türkşen

Kasaba halkı akşamki gösteriye bilet alabilmek için güneşin doğuşuyla beraber sirk alanının önüne gelip sıraya girmişlerdi. Kasaba duvarlarına gösterinin afişleri asıldığından beri bugünü bekliyordu herkes. Nasıl heyecan yapmasınlardı ki? Vantrolog Oskar ayaklarına geliyordu. Doğu trenlerinin bile 2 ayda bir uğradığı bu ücra kasabaya Amerika’nın en büyük sirki gelecek ve ancak gazetelerde (ki o da gazeteler ellerine güç bela ulaşırsa) marifetlerini okudukları Oskar’ı kanlı canlı göreceklerdi. Sirkteki diğer gösteriler de Pazar ayininden sonra güzel bir gün geçirmelerini sağlayacaktı sağlamasına ama en büyük gösteri akşam olacaktı.
Gerçi birçok vantrolog gelmişti daha önce kasabalarına. Ama hepsi neredeyse birbirlerinin aynıydı. Bazılarının şakaları ya da gösterileri diğerlerinden daha iyi oluyordu ama sonuçta hepsi benzerdi. Oskar’ı diğer vantrologlardan ayıran şey her gösteride ayrı bir ses çıkarabilmesiydi. Bazen yaşlı bir kişinin sesini çıkarıyordu bazen kekeme bir kişinin bazen de küçük bir çocuğun. Hiçbir gösterisi öncekilerin taklidi olmuyordu. Oskar’ı farkı kılan da bu noktaydı. Oskar’a bunu nasıl becerebildiğini sorduğunda da bunun bir meslek sırrı olduğunu söyleyip gizemini kimseyle paylaşmazdı.
Şimdi tüm kasaba halkı aynı şeyi merak ediyordu; “Bize nasıl bir gösteri sunacak.” Onları heyecanlandıran bir nokta daha vardı. Gösteri afişlerinde “bugüne kadar ki en özel gösteri” olacağına dair bir de müjde yazıyordu. Her gösterisi özel olan bir kişinin en özel gösterisini izleyecek olmak merakı arttırıyordu.
Herkes için çok keyifli bir gün oluyordu. Akrobatlar, ip cambazları, yırtıcı hayvanlar ve daha birçokları kasabalılara unutamayacakları saatler yaşatıyordu. En çok da çocuklar keyfini çıkartıyordu bu benzersiz günün. Sue ve Tom da diğer tüm çocuklar gibi daha önce hiç yaşamadıkları ve bundan sonra da yaşamayacakları bu anın cazibesi ile gün boyu eve girmeyip eğlencelerinden bir dakika bile taviz vermemişlerdi. Anneleri uzaklaşmamaları konusunda 9 yaşındaki bu çift yumurta ikizlerini ne kadar uyarsa da çocukluk heyecanı bu uyarıları dikkate almalarına elbette ki engel oluyordu.
İkizler günün hiçbir anının boşa gitmemesi için adeta yemin etmişler gibi sirkin bir o yanına bir bu yanına koşuşturup duruyorlardı. En çok da sirkin en uzak tarafında olan vahşi hayvanların bulunduğu alan dikkatlerini çekmişti. Özellikle de aslanları ve kaplanları görünce bu devasa kedilere hayranlıkla bakakalmışlardı. Bu kocaman canlıların isterlerse bakıcılarını parçalayıp kapalı tutuldukları yerden rahatlıkla kaçabileceklerini düşünüyorlar ama buna neden kalkışmadıklarına bir türlü mantıklı açıklama bulamıyorlardı çocuk akıllarıyla. Bu hayvanları dikkatle seyrederken arkalarından gelen kişinin farkına varmadılar. Sessizce yanlarına yaklaşan bu yabancı ellerini çocukların omuzlarına değdirerek “Onlara dokunmak ister misiniz?” diye sorunca iki çocuk da bir çığlık kopardı. Korkuyla bir iki adım uzaklaşıp başlarını yabancıya doğru döndürdükilerinde gözlerine inanamadı ikisi de. Bu Oskar’dı. Günlerdir afişlerine baktıkları kişi şimdi tam karşılarındaydı. Korkularının yerini heyecana bırakan çocukların yüzlerinde sevinçle karışık heyecan parıldamaları görülebiliyordu. “Sizi korkuttum galiba. Bu kadar sessiz yaklaşmamalıydım size. Bu iki misafirime kendimi affettirmek istiyorum. Gelin önce bu büyük hayvanların kafesine girip onları sevelim. Korkmayın, size bir şey yapmazlar. Sonra da benim çadırındaki meşhur kuklamı yakından göstereyim size. Ne dersiniz?” diyerek çocukların güvenini sağlayabilmeyi başarmıştı Oskar. Çocukların heyecanı bu iki tekliften sonra daha da artmıştı. Hem biraz önce korkuyla baktıkları büyük hayvanların yanına girebilecekler hem de o meşhur kuklayı yakından görebileceklerdi. Arkadaşlarına anlatacakları ve onların kendilerini ne kadar da kıskanacaklarını düşününce herkese kolay kolay denk gelmeyecek bu fırsatı hemen kabul ettiler tabi ki.
Oskar iki çocuğun ellerinden tutarak kafeslerin içine soktu. Çocuklar Oskar’ın arkasına saklandılar ilk başta doğal olarak. Ama o dev cüsseli hayvanların ne kadar da aciz olduklarını anlamaya başlayınca korkularından sıyrılmaya ve onlara dokunmaya başladılar. Korkularından arınmış bir şekilde kendilerinin ne kadar da cesur olduklarını düşünmeye başlayarak hayvanlara hüküm verebilmenin zevkini yaşıyorlardı. Bir müddet kafeslerin içinde zaman geçirdikten sonra Oskar saatini kontrol etti. Gösterinin başlamasına fazla bir şey kalmamıştı. “Gelin çocuklar. Şimdi çadırıma gidip sizi kuklamla tanıştırayım.” diye teklif edince, güvenini çoktan kazanmış olduğu çocuklar bu teklifi hemen kabul ettiler. Oskar’ın iki yanına geçip ellerinden tutarak sirk alanının en uç noktasında bulunan ve çok gürültülü bir şekilde müzik çalan sirk orkestrasının hemen arkasındaki çadırına doğru yürümeye başladılar. İçeri girdiklerinde neredeyse kendilerinin boyundaki kuklayı görünce şaşkınlıkları daha da artmıştı. Kukla sandalyeye oturtulmuş bir vaziyette duruyordu. Bu görüntü onları bir parça tedirgin etmişti. Ama biraz önceki cesaretlerine toz kondurmamak için bu tedirginliklerini dışarıya göstermemeleri gerekiyordu. Ne de olsa onlar bu kasabanın süper kahramanlarıydılar. Yalnız orkestranın çıkardığı ses birbirlerini bile duymalarını engelliyordu. Elleri ile kulaklarını kapamak zorunda kaldılar. Oskar sesini duyurmak için yüksek sesle “Ona dokunmak istemiyor musunuz yoksa?” diyerek onları cesaretlendirmek istedi. Çocuklar bu sözün üstüne küçük adımlarla kuklaya doğru yaklaşmaya başladılar. Ona dokununca kuklanın canlanacağı hissi vardı ikisinde de. Kuklanın tam önünde durunca ona dokunup dokunmama konusunda bir an tereddüt ettiler. Kuklanın ellerini, ayaklarını, kafasını seyrede durmuşlardı heyecan içinde. Sue’nin bir şey dikkatini çekti. Kuklanın tam kalbinin olduğu yerde bir kapak olduğunu gördü. Eliyle kardeşine bunu gösterip ne işe yaradığını sorar gibi baktı. Aynı anda arkalarına dönüp Oskar’a bunu sormaya hazırlandıkları sırada Oskar’ın elinde kocaman bir bıçakla kendilerine doğru geldiğini gördüler. Birer çığlık kopardılar. Ama o kadar gürültünün arasında seslerini duyurmaları imkansızdı. Oskar ikisini de ensesinden yakalayıp çadırın dibindeki küçük kafese attı. “Çocuklar üzgünüm ama sizin kalbiniz bana siz canlıyken lazım.” diyerek önce Tom’u yere yatırıp üzerindeki kıyafeti kesti. Elindeki büyük bıçakla göğsünü deşip çocuğun kalbini bir çırpıda yerinden çıkardı. Tom yerde can çekişirken Sue çığlık çığlığa bağırıyordu. Elinde atan küçük kalple kuklaya yönelen Oskar, kukladaki kapağı usulca açarak kalbi oraya yerleştirdi. Kapağı tekrar kapatınca kukla hareket etmeye başladı. “Hazırız galiba Oskar?” diye sordu kukla. “Daha değil.” diye karşılık verdi Oskar. “Sana bugün bir kalp daha vereceğim. Böylece bugüne kadar yapılmış en büyük gösteriyi biz yapmış olacağız.” diyerek devam ettirdi konuşmasını. Sonra hıçkırıklara boğulmuş küçük kızın yanına doğru yürümeye başladı tekrar. Kız ufacık kafesten kurtulmak için oradan oraya atıyordu kendisini. Ama çabası nafileydi. Oskar kafese girer girmez Tom’a yaptıklarını bir çırpıda Sue’ye de yapmıştı. Bu işi daha önce o kadar çok tekrarlamıştı ki bıçağı nereye sokacağını, nereyi keseceğini ezberlemişti artık. Elinde kalp ile kuklanın yanına girip ikinci kalbi de kuklaya yerleştirdi. Hazırlardı. Gösteri başlayabilirdi artık. Çocuklardan arta kalan kısımlar da büyük kedilerin akşam yemeği olacak ve ortada kanıt da kalmayacaktı.
Gösteri kelimenin tam anlamıyla muhteşemdi. İzleyiciler kendinden geçmiş bir şekilde Oskar’ın aynı anda iki farklı çocuk sesini çıkarabilmesini hayranlıkla seyrettiler. Gösteri devam ederken sirk çalışanları sirki toplamaya çoktan başlamışlardı. Her gösteride böyle olurdu çünkü. Oskar sahne aldığında hazırlıklar tamamlanır, Oskar bitirdiğinde de apar topar onun sahnesi toplanır ve bir sonraki gösterinin yapılacağı yere doğru yolculuk başlardı.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın