Sessiz Çığlık – Öykü – Emine Sever

 Sessiz Çığlık – Öykü – Emine Sever

İşte yine o kulakları sağır eden sessizlik. Saatlerdir çaresizce beklemek. Karanlıkta kör, sessizlikte sağır olmak. Bu hisler Lena için adeta sıradanlaşmıştı. Zaman kavramını yitirmiş, hangi diyarda olduğunu unutmuş, zihnindeki düşünceler bulanıklaşmıştı. Hayatla olan tek bağı, günün belirli saatlerinde varlığını hatırlatan midesiydi. Karnının tam ortasındaki, açlıktan çeperleri birbirine yapışmış bu organik maddeden gelen guruldamalar, ortamdaki tek sesti. En son ne zaman yemek yediğini düşündü, parmaklarının ucunda ondan kalanlar var mı diye şöyle bir baktı, sonra da gözlerini yine camın ötesine dikip mahzunca gülümsedi.

***
Lena’nın hikayesi bundan tam on üç sene önce, şu an bulunduğu yerden neredeyse bin dört yüz km. uzaklıktaki bir yerde başladı. Ailenin en küçüğü, üç erkekten sonra annesinin en büyük dayanağı, neşe kaynağıydı. Yeni doğduğu günlerde, yüzünün yuvarlaklığını, teninin beyazlığını, saçlarının ve kirpiklerinin kıvırcıklığını görmek için, tüm komşular onlarda toplanırdı. Yıllar geçip de büyüyüp serpildiğinde gözlerinin yeşilliği hiç değişmedi. Her şey ne kadar da güzel gidiyordu. Abilerinin okuldan geldiklerinde ödev yapmaları, kitaplarını açıp heyecanla okumaları, babasının işten yorgun argın gelmesiyle birlikte kendini koltuğa atması, annesinin mutfağından yayılan enfes yemek kokuları, şimdilerde ne kadar uzaktı ona.
***

Gözünü diktiği camın ötesindeki hareketlenme, mahzunca gülümsemesini, tatlı bir heyecana bıraktı. Gelen O muydu acaba?

Günün yeni yeni aydınlandığı, tan yerinin ağardığı bu soğuk ayazda, ayak seslerindeki hafif aksak ritimden anladı. “Evet O” dedi Lena. Tüm gece boyunca heybesini doldurmayı başarmış olan Cemil, sırtındaki bu ağırlık yüzünden, ayaklarını yere sürüyerek geliyordu.

Şehir sakinlerinin evlerine çekildiği saatlerde, sokaklar Cemil’e kalıyor, böylece inşaatların önündeki artık demirleri daha rahat toplayabiliyordu. O gece de diğerlerinden farksızdı. Hatta, her zamankinden çok daha fazla ganimeti olduğu bile söylenebilirdi. “Evet, evet O. Demirlerin ağırlığı nefesine vurmuş, nasıl da yorgun soluyor” diye kendi kendine mırıldandı Lena.

Ayak sesleri ve yorgun nefesi birbirine karışmış bir halde, pencerenin sokağı görebildiği tek noktadan belirmeye başladı Cemil. Lena’nın kalbi heyecanla birlikte hızlandı.

“Cemil abiiiii, hoş geldin”.
“Hoşbuldum” diye yanıt verdi Cemil.
“Hadi aç şu kapıyı, yorgunluktan ölmek üzereyim”.
“Ben de açlıktan” dedi Lena, biraz çekinerek.

Cemil yüklerinden hızlıca kurtulurken, bir taraftan da Lena’nın gözlerini takip ediyordu. İki yeşil iri göz, hemen kapının eşiğine bıraktığı sarı poşete kilitlenmişti. Açlığı her halinden belli oluyor, poşetin içindekileri adeta hayalinde yiyordu.

“Demek açlıktan ölmek üzeresin” diye konuya girdi Cemil.
“Evet abi, hem de nasıl, niye bu kadar geciktin sanki. Ödüm koptu” diyerek konuyu derinleştirmeye çalıştı Lena.
“Korkacak ne var sanki, burası güvenli bir yer hiç kimse bizi bulamaz. Etraftaki diğer kişilere de sorduğumda, ev sahibi yıllardır ortalıklarda yokmuş. Hadi şu poşetin içindekileri aç da karnımızı doyuralım” diye Lena’yı sakinleştirmeye çalıştı Cemil.

***
Lena ve ailesi, çetin yaşam koşulları, değişen iklim şartları ve beraberinde babasının işini kaybetmesiyle birlikte, güzel günleri geride bırakmış ve başka coğrafyalara doğru yola koyulmuşlardı. Annesi, yolculuğu göze alamayarak evini bırakmayı istememiş, iki abisi de onunla kalmayı seçmişti. O da Cemil abisi ve babasıyla birlikte buralara kadar gelmişti. Hiç bilmedikleri bu devasa şehirde kalacak yer bulana kadar parklarda günlerini geçirdiler. Ama maalesef babasının bedeni daha fazla bu yorgunluğa dayanamadı ve onu kimselerin olmadığı bir yere gizlice gömmek zorunda kaldılar.
***

Açlıktan dili şişmeye başlamış, yüzü soluklaşmış, hareketleri iyiden iyiye yavaşlamış olan Lena, vücudundaki son kalan enerjiyle, ellerini, sarkıttığı kırık camlı pencereden çekti, ayaklarının üzerinde doğruldu ve sarı poşete doğru bir hamle yaptı. Odanın diğer köşesine sadece dört adımla gidilebilecekken, açlığın vermiş olduğu halsizlikle o adımlar bir türlü bitmiyordu onun için. Cemil’in
“e hadi ben de acıktım” sözüyle bozulan sessizlik, Lena’nın poşeti eline alıp içinde neler olduğunu elleriyle yokladığı rahatsız edici sesle devam etti.
“Söz verdiğim gibi” diyen Cemil, poşetin içindekini gördükten sonra mutluluktan gözünün yanına düşen yaşı kolunun içiyle silen Lena’ya baktı.

Poşetten küçük boy tereyağını çıkartan Lena, hemen tavayı asılı olduğu duvardan indirdi, geceden halâ kor olarak yanmaya devam eden birkaç kömür parçasını dudaklarıyla üfleyerek alevlendirdi. Tavayı üzerine yerleştirdi, içine bir parça tereyağını koydu, üstüne de iki yumurtayı kırdı.

Adeta karanlığa yüz tutmuş odanın içindeki bu alev içeriyi hem ısıttı hem de aydınlattı. Poşetin dibinden taze ekmeği de çıkartıp eliyle Cemil’e uzattı. Tereyağının enfes kokusu o köhne odaya yayıldı. Lena da Cemil de gözlerini kapatıp, uzak diyarlarda geride bıraktıkları evlerini ve annelerinin mutfağından yayılan benzer kokuları yeniden duyarcasına, ekmeklerini bandırdılar. Yine de bir sonraki gün aynı yemeği yiyecek olmanın sıkıcılığını hiç düşünmeden, adeta anda yok olarak karınlarını doyurdular.

Yapılan Yorumlar
  • Mine Tanju Kişmir dedi ki:

    Emine her zaman seni Hayranlıkla izledim Ve bu hikaye çok ama çok iyi, duyguları katman önemliydi ki duygulara vurgular harika,, Ve hikayenin içine sokmak İçin bizleri,,,ve nasıl bir ortamda olduğumuzu hayal edebilmemiz için yaptığın tasvirler çok yerinde,,! Ne Diyimm Yolun Açık Olsun Ve Kendinle Gurur Duy,,! Yeniliğe ve Öğrenmeye Açık Kişiliğini izlerken ağzım açık,, Beni sana Hayran bıraktı,! Sevgiyle Kal Güzel İnsan,,🥰🌸

  • Uğur Emiroğlu dedi ki:

    Akıcı,duru ifadelerle işlenmiş bir öykü.
    Yazarı kutluyorum.

Bir Yorum Yapın