Hayatın Olağan Akışına Aykırı Bir Şekilde – Kısa Öykü – Selim Öztürk

 Hayatın Olağan Akışına Aykırı Bir Şekilde – Kısa Öykü – Selim Öztürk

Bulaşıkçılığın son günüydü. Robert De Niro gibi yapıyordu. Taksi Driver filmindeki gibi. Aynanın karşısında elini şakaklarına götürüyordu. Bum. Gerçi biliyordu. Niro’nun en iyi performansı bu değildi ama işte sahne sanatları böyle popüler işleri ön plana çıkarırdı hep. Pırıl pırıl yaptığı kepçeyi duvara astı. Tam yerine. Önlüğünü çıkardı. Onu da astı. İstasyon mahallesindeki evine gidecekti. Geç kalmamalıydı. Yedi trenini kaçırdı mı sekizi beklemek zorunda kalırdı. O zaman bir sürü tantana. İstasyondan inince bir simit bir de su. Geçiştirirdi öğünleri böyle hem vakitsizlikten hem parasızlıktan. Mahallenin asfalt görmemiş taşlı tozlu yollarından, asma köprülerin üzerinden salına sallana yürürken kendini bir Clint Eastwood filminin içinde sanıyordu. Kovboy. Tak tak. Dış kapıyı açtı. Bahçenin içine girdi. Asmalar olmuş. Üzümler sarkıyor. Vişneler tamam. Kayısılar sararmış. Kömürlükten kurumuş erikleri çıkarmak için arkaya geçti. Tezgahı avuçladı. Erikleri dişleye dişleye geçti taraçadan. Pencere önü çiçeklerinin kurumak üzere olduğunu fark etti. Çeşmeye bağlı hortumu uzattı. Vanayı çevirdi, suladı. El çabukluğuyla. Kapattı. Kümesten bir horoz çıktı. Sonra tavuk. Sonra civciv. Hepsi birden kaçışmaya başladılar. Onları izledi peşi sıra. Düşünceliydi bugün. Ajanstan bir teklif almıştı. Oyuncu olacaktı. Kendi hayatının filmini oynayacaktı. Sonunda adımını yanlış bir hamleyle attığı için sendeleyip vişne ağacının gövdesine çarptı. Başı kanlar içindeydi. Etrafta, bu sahneyi gören kimse olmadığı için yığıldığı yerde kaldı öylece.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın