Görünmeyen Şeyler – Öykü – Korkut Kabapalamut

 Görünmeyen Şeyler – Öykü – Korkut Kabapalamut

Artık her şeyin görünmez olanını kullanmaya, yeğlemeye karar verdim. Hayat şartları, eşyanın doğası beni böyle davranmaya mecbur etti. Kırk yedi yaşındayım, şimdiye dek somut, yani gözle görülür, elle dokunulur canlı ya da cansız varlıklarla yeteri kadar içli dışlı oldum. Onları elde etmek ya da mutlak mevcudiyetlerine katlanmak uğruna büyük bedeller ödedim, çileler çektim. Karşılığını aynı oranda aldım mı peki? Bence hayır. Ne gezer? Buna değmezlerdi. Hem de hiçbiri.

Örneğin az önce görünmez hamburgerimi, görünmez ama büyük boy içeceğimle parmak patateslerimin eşliğinde süratle mideye indirdim. Son derece lezzetliydi, hayatımda yediğim en mükemmel, doyurucu hamburgerdi. Üstelik bedava. Uyuşuk, asık yüzlü garsonlardan servis falan da beklemedim, ayaküstü hallediverdim işimi. Bir kaç damla görünmez suyla ağzımı güzelce çalkaladım, şimdi de gidip şık bir kahveciye oturacağım. Beleş kapuçinomu tadını çıkara çıkara, aheste aheste içeceğim. Bahşiş bırakmak zorunda kalmamak da büyük nimet doğrusu. Zaten miktarına eskiden beridir bir türlü karar veremiyordum.

Sırrımı bilen yok. Zaten nereden olacak. Millet her şeyin klasik olanına alışmış bir kez. Anlatsam da inanmazlar, aklımı kaçırdığımı, sonunda parasızlıkla yalnızlıktan sapıttığımı düşünürler. Karnımın iyice bir doyduğuna, en az beş altı saat boyunca kesinlikle acıkmayacağıma, bu süre boyunca mahçup mahçup geğirip duracağıma kesinlikle ikna olmazlar. Sınırlı hayal güçleri böyle bir şeye izin vermez. Hepsi de sıkıcı, monoton insanlar. Dar kalıplar içine nasıl da sıkışıp soluksuz, suratları mosmor kalmış öyle zavallılar.

Kafede yalnız oturduğumu, bir şey içmediğimi, az sonra garsonlar tarafından mekândan nazikçe şutlanacağımı sanıyorlar. Belki de onlar kadar şanslı olmadığım için bana biraz acıyorlar. Yüce gönüllülük sergiliyorlar akılları sıra. Oysa sevgilim yanımda. Kolumu da zarif, incecik, çilli ve çıplak omuzuna atmışım bir güzel. Dünyanın en hoş genç kadınlarından biri. Alımlı çalımlı. Ortamdaki açık ara en çekici hatun. Tek kusuru görünmez olması. Bana göre bu özellik kusur değil, aksine büyük bir avantaj ya, normal insanlar açısından öyle söylüyorum ben. Görünmez bir kadınla neler yapılabileceği hakkında en ufak fikirleri yok ki ahmakların. Gel de bunlara ister istemez acıma, bunları küçümseme şimdi. Kime neyi ispat etmeye çalışıyorum ki zaten?

Artık böyle. Görünen şeylerden nasibimi fazlasıyla aldım, sıtkım sıyrıldı. Daima acı çektirdiler bana, asla yeterli miktar ve nitelikte değillerdi zaten. Öyle olsalar bile zamanında girmediler ki hayatıma. Görünüşleri bile perişan, sanki bir tuhaftı. Çoğunu ben seçmiştim ama hemen sonrasında derin bir pişmanlık da duymuştum her seferinde. Onlara ihtiyacım var mıydı gerçekten de? Ya da ben onları öyle, aynen oldukları biçimleriyle mi arzulayıp satın almış ya da tercih etmiştim sanki? Bu soruya yanıtım kocaman bir hayır. Asla. Tüm süreç benim bilgim, iradem dâhilinde işlemedi. Araya başka şeyler karıştı. Olay bir aşamadan sonra benden çıktı, pazarcıların el çabukluğuyla çürük meyveleri poşete tıkıştırıvermesi gibi art niyetli bir el arkamdan iş çevirdi; zehirli, kanalizasyon suyu gibi pis, bulanık bir şeyler sızdırdı tercihlerimin devasa havuzuna. Kirletti, kullanılamaz hale getirdi onu.

Birazdan sevgilimi de koluma takıp evime döneceğim. Öyle ya, kalan yaşamımı bu aptal alışveriş merkezinde geçirecek halim yok. Zaten güvenlik elemanları da böyle bir şeye katiyen izin vermez. Görünmez olsalar onlarla kolaylıkla başa çıkabilirdim tabii, birer yumrukta yere sererdim garipleri. Ama her şey de görünmez, sezilmez, dokunulamaz değil ki. Gayet somut varlıklar da var dünyamızda. Maalesef böyle bu. Gerçekçi olmakta yarar var bazen de. Tamamen uçmanın, hayal âlemine balıklama atlamanın gereği de yok.

Eve gidince kendime bir film açarım bilgisayarımdan. Görünür olanını satmak zorunda kalmıştım geçen ay. Dolayısıyla görünmez bir bilgisayarda izlerim filmimi. Benim için hiç fark etmez. Geçen hafta haczedilen bomboş, yerinde yeller esen buzdolabımdan soğuk, ağırlığı olmayan bir şişe bira alırım, hışırdamayan, sağlığa aykırı olmayan, insanın parmak uçlarını yağ içinde bırakmayan hayalet cipslerimin eşliğinde keyifle izlerim seçeceğim filmi. Durmadan canı sıkılan, biteviye oflayıp puflayan insanları katiyen anlayamıyorum. Sevmiyorum da. Şimdi adını unuttuğum tanınmış bir yazarın da dediği gibi, yalnızca sıkıcı insanların canı sıkılır. Özellikle de hayal güçleri zayıfsa, diğer herkesten hiçbir farkları, üstünlükleri bulunmuyorsa… Peki ya sevgilim mi? Onu terk ettim yolda gelirken. Doğrusu şu sevgili milletinin görünmez olanları bile fazla, çekilmez geliyor bazen bana.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın