Bir Taşra Panoraması: Tanyeri

 Bir Taşra Panoraması: Tanyeri

İnceleme: Hatice Akalın

Mete Karagöl’ün ilk öykü kitabı Muallim Sabri & Tanyeri’nden Öyküler, geçtiğimiz günlerde Klaros Yayınları imzasıyla kitapçılardaki yerini aldı. Daha önceden birçok edebiyat dergisinde öykülerine rastladığımız yazar, birkaç arkadaşıyla birlikte çevrim içi olarak yazın hayatına devam eden Mahal Edebiyat’ın da editörlüğünü üstleniyor. 1996 yılında İstanbul’da dünyaya gelen yazar, genç yaşına rağmen hayatını edebiyatla örgülediğini ilk kitabıyla bize belli ediyor.

Kitap, Muallim Sabri ve Tanyeri’nden Öyküler olmak üzere iki ayrı bölüme ayrılmış. İlk bölüme ismini de veren Muallim Sabri hem bu bölümün hem de genel olarak kitabın en etkili öykülerinden. Bu hikâyede, adı Sabri olan ama sabırsızlığı yüzünden başına işler açan bir öğretmenin hikâyesi anlatılıyor. Yazar, adlandırma tekniğini de kullanarak karakter ismiyle karakterin mizacını ilişkilendiriyor. Kendi kuruntularından dolayı olayları yanlış yorumlayan, yaşının da getirdiği bir saygı görme takıntısı olan, topluma uyum problemi yaşayan bir tip çiziyor bize yazar. Bu öyküde, okuyucu Muallim Sabri’nin başına gelenleri okurken giderek artan bir gerilimle baş başa kalıyor. Yer yer Raskolnikov esintileri sezdiğimiz karakterimiz oldukça güçlü bir şekilde resmedilmiş. Yazarımız onun yaşadığı vesveselere bizi de ortak etmeyi başarmış. Farklı öykülerde de karşımıza çıkan muhafazakar görünen insanın ikilemleri Sabri Hoca’da da kendini gösteriyor. Kadını bir şeytan olarak görmesi, işine gelince dindar görünmesi yazarın inceden inceye göndermelerde bulunduğunun bir işareti. Öykü tam da karakterin ikircikli ruh haline uygun, ironik denilebilecek bir sonla bitiyor.

Bölümün bir diğer öyküsü Aşıkım’da, eşinin ölümü sonrası zor günler yaşayan Erdal karakteri ile karşılaşıyoruz. Eşinin cenazesinde bir çınar ağacına aşık olduğunu anlatan karakterimiz, ilerleyen paragraflarda tıpkı bir insanla flörtleşir gibi bu çınar ağacıyla görüştüğünü, ona dair birtakım hisleri olduğunu bize anlatıyor. Yazar bu öyküsünde bizi muğlak bir yerde bırakıyor. Tercih ettiği şey fantastik ögelerle süslü bir olay örgüsü oluşturmak mı yoksa karakterin bir kayıp sonrası sağlıklı olmayan bir durumunu işaret etmek mi olduğunu çok açık etmiyor. Bu ikilem de öyküyü cezbedici kılıyor. Erdal karakterinin eşinin ölümü üzerine yaşamına dair değiştirdiği -aslında ertelenmiş değişiklikler- şeyler dikkat çekici. Evliliği süresince sanki kendi isteklerini bastırmış, eşinin gölgesinde yaşamış bir adam resmi çiziyor yazar. Erdal cenazeden sonra toplumun beklentilerinin aksine günlük yaşamına geri dönüyor, futbolla ilgilenmeye başlıyor, evdeki kitaplarını satıyor. Bu yaptıkları ilk bakışta manasız gibi görünse de evlilik, yabancılaşma, kişinin kendini bulması gibi konular üzerinde insanı düşünmeye sevk ediyor. Karısını seviyor muydu onu bile bilmiyoruz fakat eşinin kıyafetlerinin başkalarına dağıtılması onda hüzünlendiriyor. Öykünün muhtelif yerlerinde evlilik kurumuna ve ölen eşine dair olumsuz atıflar varken Erdal arada kalmış bir karakter mi yoksa bu durum öyküdeki teknik bir boşluk mu diye sormadan edemiyor insan? Belki de yazar çoğu karakterinde yaptığı gibi bu karakterde de bilinçli bir şekilde boşluklar bırakmayı tercih ediyor. Fakat öykünün ilerleyen noktalarında Erdal’ın Çınar ile ilgili tüm anlattıklarının onun hayal dünyasının bir ürünü olduğuna ihtimal veriyoruz. Hayal ile gerçek sarkacında gidip gelmemizi isteyen yazar, bu öyküsüyle amacına ulaşıyor. Bu belirsizliklerle öykü, kitapta kendine has bir yer ediniyor.

Bölümün son öyküsü Geç Saatte Gelen Mesaj’da ise gerilimle komedi kol kola yürüyor. Küçük bir ilçede belediyede müdür olan Cemil, korkak ve iki yüzlü diyebileceğimiz biri. Yazar etrafımızda çokça gördüğümüz bir tipi, başarılı bir şekilde anlatmış bu öyküsünde. Belediye başkanından mesaj alan Cemil, günlerini bu mesajın stresiyle geçiriyor. Öykünün merkezinde yavaş yavaş yükselen bir gerilim var. Bu gerilimin ardında bürokrasi eleştirisi, aile içi ilişkilere dair eleştiriler, yabancılaşma, iletişimsizlik, geçim sıkıntısı, korku gibi ögeler dikkat çekiyor. Yazar merak ögesini öykü boyunca ilmek ilmek işliyor, bu konuda başarılı da denilebilir. Kuruntuları ve olayları kafasında büyütmesi bağlamında Cemil marazi bir karakter. Zaman ve zemine göre tepkilerinin değiştiğini göz önünde bulundurursak, yazar karakter üzerinden bize bir insanlık eleştirisi sunuyor.

Kitabın ana bölümlerinden diğeri ise Tanyeri’nden Öyküler ismini taşıyor. Küçük bir kasabada geçen beş ayrı öyküden oluşan bu bölümde yazar adeta bizi yarattığı bir dünyaya davet ediyor. Tanyeri, tüm küçük yerlerde olduğu gibi tekdüzeliği, sıkışmışlığı bünyesinde barındırıyor. Bölümde yer alan öyküler devam niteliği taşımıyor fakat çoğunda ortak karakterler var. Olay örgüsü bağlamında birbirini kısıtlamayan bu öykülerde birbirini tanıyan, bazı akşamlar sahilde buluşan karakterlerin oluşu yüzümüzü güldürüyor. Tam da taşranın insana hissettirdiği o tekrar hissini yazar oluşturduğu karakterler üzerinden bizlere veriyor. Her biri tutunamayan diyebileceğimiz karakterlerin hikâyelerini okurken aslında kendimize dönüyoruz, hayatımızı sorguluyoruz.

Otogarda öyküsünde yazar, ilçe terminalindeki yazıhanede çalışan bir gencin penceresinden taşrada olmayı anlatıyor bize. Gencin arzuları, ikilemleri, hayatı sorgulamaları bize çok tanıdık geliyor. Öyküde, yabancı bir yazarın kasabaya gelişi ve bunun kasabalıda uyandırdığı merak, taşra sıkıntısının gencin psikolojisindeki etkisi gibi konular bir tablo gerçekçiliğinde aktarılıyor. Bölümün ikinci öyküsü Sizden Gelenler’de bir köy öğretmeninden gelen mektubu dergide yayımlayan bir editör karşımıza çıkıyor. Katmanlı olay örgüsü sayesinde hem taşrada görev yapan bir öğretmenin yaşadıklarına hem de editörün hislerine şahit oluyoruz. Üst kurmaca tekniğini kullanan yazar, bu öyküyü yazarken çok tanıdık bir yerlerden sanki kendi yaşadıklarından esinlenmiş. Diğer bir öykü Her Yerin, Kimilerinin Öyküsü’nde ise evlerinin önünde yeni bir inşaatın başlaması sebebiyle denizi göremeyeceği için sinirlenen bir genç kızın öyküsünü okuyoruz. Kitaptaki tek kadın karakterimiz olan bu genç kız üzerinden yazar, çarpık kentleşme, rant, küçük yer insanının televizyondan ibaret dünyası gibi konulara eğiliyor. Bu öyküde de karşımıza çıkan pencere ve deniz, kitabın genelinde bir nefes alma, rahatlama, arınma imgesi olarak tercih edilmiş. Karakterler taşra sıkıntısının yarattığı boğuntu hissinden uzaklaşmak için pencere ve denize sığınırlar. Öykünün isminden de çağrışımla aslında öyküdeki karakterin hissettikleri ve boğulmuşluğu her yerin, kimimizin öyküsüdür. Diğer öykü Doğuş ismini taşıyor. Kitabın en hacimsiz öyküsü diyebileceğimiz bu öykü kurgusal bir bütünlük taşımaktan ziyade bize bir tabiat tablosu sunuyor. Yazar gün doğumunu ve bunun insanda bıraktığı izlenimleri anlatıyor. Kasabanın ismiyle gün doğuşunun anlatısının eşleşmesi de dikkatlerden kaçmıyor. Bazı betimlemelerde tekrara düşüldüğü hissedilse de öykü, sinematografik bir metin olarak dikkat çekiyor. Kitabın son öyküsünün ismi ise Yirmi Dört. Babasının tüpçü dükkanında çalışan, kitabın diğer öykülerindeki bazı karakterlerle de arkadaş olduğunu öğrendiğimiz yirmi dört yaşındaki bir genç, öykünün ana kahramanı. Bu öyküde yazar, gencin yaşadığı yere ve topluma olan uyumsuzluğuna, karşılıksız aşkına ortak ediyor bizi. Kahramanımızın yaşadıkları üzerinden okuru bürokrasinin iç yüzü, bireyin yalnızlığı, toplumsal normlar gibi konularda düşünmeye itiyor. Öyküdeki genç, içe kapanıklığı, eylemsizliği ve kendini aramasıyla güçlü bir karakter çizimi olmuş denilebilir.

Kitabın geneline bakıldığında yazar önemsiz gibi görülen kişilerin hayatlarına odaklanmış, onların sıradanlığını deşmiş. Bu sıradanlığın ardında kendimize dair bolca iz görebiliyoruz. Tanyeri’nden Öyküler bölümünde ortak mekan ve kısmen ortak karakterlerin seçilmiş olması ise okurun yaratılan dünyaya daha rahat girebilmesini sağlıyor. Arka planda değinilen göç sorunu, işsizlik, evlilik eleştirisi gibi konularda da didaktizme düşülmemesi metnin estetik değerini koruyor. Yazar bu kitabındaki anlatımıyla yeni kitaplarında yaratacağı dünyaları merak ettiriyor açıkçası.

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın